Has bahçe olur dağbaşı bir gonca görünce
Zindan kesilir sultanı olmazsa saraylar
Görmezlere bir manzara israfı bu Rabbim
Beyhude güneşler doğuyor, nafile aylar
Faruk Nafiz Çamlıbel’in fark ettiği derdi, bugün ondan daha çok yaşıyoruz. Fark etmiyoruz kâinatın eşsiz güzelliğini. Binlerce dünya var dünya içinde, biz kendimizden ibaret olduğunu zannediyoruz her şeyin. Bilgisayarımıza manzara resimleri indiriyor, bir gün oralara gitmenin hayalini kuruyoruz. Bilmiyoruz ki dünyanın diğer ucunda bir başka insanın bilgisayarını süslüyor yaşadığımız yerler.
Kuşlar tatlı ötüşleriyle güzel bir şeyler anlatmak istiyor bize. Biz ne onların farkındayız ne getirdikleri hediyelerin. Çevremizdeki ağaçlar baharın müjdesini vermek için çiçekler açıp süsleniyor, gelin gibi oluyor. Görmeden geçiyoruz.
Aynı yolu takip ediyoruz yıllarca hiç değiştirmeden. Yeni yollara girmek korkutuyor bizi. İstemiyor gibiyiz yeni yolların yeni güzelliklerini görmeyi. Yeni bir yol öğreneceğimiz zaman en kısasını öğrenmek istiyoruz. Gittiğimizde yapacağımız önemli bir şey olmadığı halde en kısa yoldan gitmeyi tercih ediyoruz, en güzelini değil. Çünkü yolun güzelliği olabileceği aklımıza gelmiyor. Bir iş gözüyle bakıp yolculuğa, sevmeden gidiyoruz yolların üzerinde.
Sıkılıyor, bunalıyor, zorlanıyoruz; üzerimizdeki stresi atmak için yapmadığımız ya da almadığımız kalmıyor ama aklımıza gelmiyor en ucuz ve en kolay tedavi yöntemi olarak çıplak ayak çimlerin üzerinde yürüyüp sonra bir güzel üzerlerine uzanarak göğü seyretmek. Seyrederken gökte bulutların ağır yolculuğunu takip etmek, duruyor gibi görünen yıldızların hareketlerini fark etmek, aydaki güneşteki eşsiz güzelliği görmek.
Bir âmâ ile yapılan röportajı okumuştum. En çok neyi görmek istersiniz sorusuna; renkleri diye cevap vermişti. Gözleri açılsa en çok bu dünyada renkleri görmek istiyor bir insan. Bizler bin renk görüyoruz her gün tekrar bakma ihtiyacı duymadan. Doğal olan her şey sanki hayatın alelade bir parçası gibi geliyor, bazen sevmediğimiz hatta varlıklarına dayanamadığımız.
Kendi yaptıklarımızı seviyoruz biz daha çok. İnsanların yaptıklarını. Çiçek koklamak yerine parfüm koklamayı tercih ediyoruz. Gökyüzüne bakarken gördüğümüz o engin mavilik değil de bir biçimsiz uçak oluyor. Manzara resimlerine gözlerimiz önündeki manzaralardan daha çok bakıyoruz. Kulağımızı kuş sesleriyle değil garip müziklerle dolduruyoruz.
Dünyada yaşıyoruz ama dünyadan habersiziz. Bu şekilde sıkıştığımız duygusu az, neşesi az, heyecanı az basit ve küçük bir dünyada dışarıdaki büyük dünyayı fark edemeden, şaşırmayı unutmuş bir halde yaşıyoruz. Mutlu olmamız bu halimizle imkânsız görünüyor. Mutlu olmak istiyorsak eğer önce kafamızı gökyüzüne doğru bir kaldırıp gördüğümüz harikulade maviliğe şaşırmamız gerekiyor.