Geçen gün bir yerde okumuştum, “Avustralya′da en büyük suç, “yalan söylemektir” diye. Yalan söyleyen, yalan beyanda bulunan insanın hayatı kayar.
Onun dışında her şeyin bir çaresi bulunur.”
İçim buruklaştı düşününce.
Çünkü bizde durum oradakinin tam aksi ; “doğru söyleyen” dokuz köyden kovulur.
Yalanın, yanlışın, yolsuzluğun ve hatta haksızlığın, önce bir dayısı sonra da bir çaresi bulunur.
Sonra bir de ülkemizdeki uygulamaları düşündüm. Sosyal devlet anlayışının hafızalarımızdaki ile gerçek arasındaki farkını düşündüm.
Atatürk’ün bize öğrettiği “medeni yaşam” için var olduğumuzu ve medeniyeti kendimize yakıştırdığımız halde ona henüz ulaşamadığmızı görmenin de acısıni duydum.
Çünkü birçok şey tıkanmış ve çıkmazda görünüyor.
Oysa;
Ümitsiz, keyifsiz, kaygı dolu ve gün geçtikçe de bunalıma sürüklenen insanlar olmak yerine; Herkesin insan olduğunu ve herkesin eşit muamele gördüğü, düzenli ve adil bir sistem içinde yaşamak hakkımız değil mi?
Elbette hakkımız . Peki neden nefes alışımızı bile ipotek altında hissediyoruz?
Gittikçe zorlaşan hayat şartları, yaşanan yoğun stres, gelecek belirsizliği, işsizlik, ekonomik zorluklar ve benzeri birçok olumsuzluk ile hissedilen çaresizlik değil mi bizleri “kronik umutsuzlar” haline getiren.
Bir insan düştüğü çukurdan kendi kendine çıkarsa ancak özgüveni artar.
Bağımsızlıkla bağımlılık arasındaki farkı o zaman öğrenir insan.
Ama bizim toplum olarak yakalandığımız kronik umutsuzluk halimizle üzerimizde oyanan oyunların da farkında olamadığımız için çok güçsüz bir hale geldik.
Özgüvenimiz iyice sarsıldı. Hele “bilince yönelik” oyunları hep umut sanarak hiç farketmedik.
Giderek artan “belirsizlik basıncı” da direncimizi ve bilincimizi iyice sarsmış durumda.
Özellikle içinden geçtiğimiz dönemde gittikçe artan bu basınç karşısında direncimiz iyice zayıflatılmış durumda..
Biz bunun önüne geçebilecek güce ve cesarete sahip miyiz?
Güçlü bir şekilde ve hep birlikte bir harekete geçip cesaretle direncimizi güçlendirip kendimize gelmemize yardım eder miyiz ?
Son bir umut diye düşünsem de hala umutluyum..