Toprak Ana'nın karşına ikisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk gelmiş.
Kapıyı ilk çalan küçük kardeşmiş.
Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş,
Toprak Ana'ya, 'benim adım İlkbahar' demiş.
Çantasından çıkardığı tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri ve cıvıl cıvıl ötüşen kuşları Toprak Ana'ya vermiş.
Çok geçmeden bu kez ikinci kardeş gelmiş.
Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış,
Adı Yaz'mış.
Kardeşini azarlarcasına; 'haydi çekil bakalım, bak, ben geldim' demiş.
O da Toprak Ana'ya çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler armağan etmiş.
Derken üçüncü kardeş girmiş içeri.
Sarı sapsarı bir çocukmuş
Adı Sonbahar'mış.
Yalnızlığı, sessizliği çok severmiş. Kuşları kovmuş, doğayı sarıya boyamış. Ortalığa sessizlik hakim olmuş.
Tam bu sırada dördüncü ve son kardeş dalmış içeri.
Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış,
Bir yandan da; 'Benim adım Kış, benim adım Kış' diye bağırıyormuş.
Bu dört kardeş de Toprak Ana'nın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş.
Toprak Ana çok kızmış;
'Beni dinleyin! Ya sırayla gelin, evimde üçer ay misafir kalın, ya da çekilip gidin. Hepinizi birlikte istemiyorum' demiş.
Bunun üzerine dört mevsim kardeş düşünmüşler ve aralarında anlaşıp Toprak Ana'ya "peki" demişler.
İşte o günden beri sırasıyla geliyormuş mevsimler Toprak Ana'ya üçer ay mifasir kalmaya.
yarin kapımızı çalacak olan Sonbahardir.
Kaybedilen Aşk'ın hüzün mevsimi.
Kimbilir ya da, mutluluk iksiri,
Yeni bir Aşk'ın uçurtma hevesi,
Siz, hangi mevsimsiniz bilemem ama,
Benim adım ilkbahar