LİRİK ŞİİR'E ÖRNEK
Bu türe örnek olarak Yahya Kemal Beyatlı'nın "Hayal Şehri" şiiri ve Mehmet Akif Ersoy'un Bülbül şiiri verilebilir:
Git bu mevsimde gurub vakti Cihangir'den bak,
Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak
Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan,
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan
O ilah isteyip eğlence hayal hanesine
Çevirir camları birden peri kâşanesine
Son ateşlerden bu saraylarla bütün Karşıyaka
Benzer üç bin sene evvelki mutantan Şark'a
Mest olur içtiği altın şarabın zevkinden
Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen
Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı
Böyle mamur eder ettikçe hayal Üsküdar'ı
Yahya Kemal Beyatlı
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır,
Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşândır?
Hayır mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım;
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım.
Tesellîden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda;
Bugün bir hânumansız serserîyim öz diyârımda.
Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serapa Garb'a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
M.Akif Ersoy
Lirik Şiir
İçten gelen duyguların coşkun bir dille anlatıldığı şiir türüdür. Lirik şiir, akıldan çok hayal gücüne, duygusallığa hitap eder.
Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiir örnekleridir.
Edebiyatımızda lirik şair olarak Divan şiirinde Fuzûli, Nedim'i, Halk şiirinde Yunus Emre, Karacaoğlan'ı, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'i sayabiliriz.
Lirik Şiir'e Örnek
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin
Ahmet Kutsi Tecer
Yeni mektup aldım gül yüzlü yârdan
Gözletme yolları gel deyi yazmış
Sivralan Köyü’nden bizim diyârdan
Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış
Âşık Veysel
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.
Ahmet Muhip Dıranas
Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut
Sende eller gibi adımı unut
Kapımı birkaç gün için açık tut
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.
Ahmet Kutsi Tecer
Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez
Erzurumlu Emrah
Hani, o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın
Orhan Seyfi Orhon
Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine
Kollarında son âşığın ben olacağım
Faruk Nafiz Çamlıbel
EPİK ŞİİR'E ÖRNEK
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Malazgirt Çıkarması”, “Üç Şehitler Destanı”, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Akıncı” adlı şiirleri buna örnek verilebilir.
İstikal Marşımız, lirizmin yoğun olduğu bir epik şiir örneğidir.
Türk edebiyatında epik şiirin pek çok başarılı örneğini görmek mümkündür. Sözlü edebiyatımızdan Alp Er Tunga Destanı’nı Divan edebiyatımızdan Kanuni Mersiyesini örnek verebiliriz
BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor...
Ve bir göğüs nefes almak için
Rüzgâr belliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş “Meçul Asker” diye?
Destanını yapmış, kasideye kanmış...
Bir el ki, ahiretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler.
Öpelim temizse dudaklarımız...
Fakat basmasın toprağına
Temiz değilse ayaklarımız.
Rüzgârını kesmesin gövdeler...
Sesinden yükselen çıkmasın
Nutuk, kasideler!
Geri gitsin alkışlar, geri...
Geri gitsin ellerin
Yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan
Dilekler yeter...
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter.
Söyledi söyleyenler demin..
Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar,
Şimdi sen söyle, söz senin.
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor...
Ve bir bayrak dalgalanmak için
Rüzgâr bekliyor.
Destanı öksüz, sükûtu derin
Meçhul Asker’in..
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli...
Kim demiş “Meçhul Asker” diye?
Arif Nihat Asya
DİDAKTİK ŞİİR'E ÖRNEK
Tevfik Fikret’in “Sen Olmasan”, “Ramazan Sadakası” ve “Şermin” adlı şiirleri ile Mehmet Akif Ersoy’un “Küfe”, “Seyfi Baba” adlı şiirleri bu türe örnek verilebilir.
RAMAZAN SADAKASI
-Köprüde-
Soğuk, soğuk... Acı bir levha-i teşekkisi
Yolunda kalb-i hayâtın, gelir enîn-i riyah;
Soğuk, soğuk... Denizin lerzedâr-ı girye sesi
Eder yüreklere Târi bir ihtizâz-ı cenâh.
Delik paçavralar altında bir küçük seyyah...
“Efendiler, ne olur, ben fakirim işte...” Sükût;
“Efendiler, acıyın...” Pür-vakaar ü bî-ârâm
Efendiler geçiyor; yavrucak soluk, mebhût
Nazarlarında hazin bir edâ-yı istirhâm,
Çolak eliyle verir her geçen hayâle selâm.
“Efendiler, ramazandır... mübârek akşamdır...”
Zavallı tıfl-ı sefâlet, zavallı ömr-i tebâh!
“Efendiler, acıyın, ben garîbim işte...” Hayır,
Akın akın geçen erbâb-ı i’tizâz ü refâh
Eder bu kırli, bu yırtık sadadan istikrâh.
Soğuk, soğuk... Asabî darbelerle bir yağmur
Ufukta parçalanan bir sehâba hiddetle
Gelip lika-yi zelîl-i hayâtı kamçılıyor.
Soğuk, soğuk... Bu tahammül-gezâ bürûdetle
Çocuk harâb olacak; âh, ey saâdetle
O süslü haclelerin sîne-i muattarına
Koşanlar, işte bir insan ki inliyor nefesi;
Bakın şu sıska, şu çıplak, şu eğri kollarına;
Bu artık işliyemez; hisse-i mesâisi
Sizindir işte, verin, susturun bu hasta sesi!
Tevfik Fikret
POSTARAL ŞİİR'E ÖRNEK
Abdülhak Hamit’ in “Sahra” adlı yapıtı bu türün ilk örneği sayılabilir.
ÇOBAN ÇEŞMESİ
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi?
“Gönülünü Şirin’ in aşkı sarınca,
Yol almış hayatın ufuklarınca;
O hızla dağları Ferhat yarınca,
Başlamış akmaya çoban çeşmesi...”
O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi!
Vefasız Aslı’ ya yol gösteren bu,
Kerem’ in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
Leylâ gelin oldu, Mecnûn mezarda,
Bir susuz yolcu yok, şimdi dağlarda;
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Ne şair yaş döker, ne âşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar;
Beyhude seslenir, beyhude çağlar
Bir solu, bir sağa çoban çeşmesi!...
Faruk Nafiz Çamlıbel
SATİRİK ŞİİR'E ÖRNEK
Elin kapısında karavaş olan
Burnu sümüklü gözünde yaş olan
Bayramdan bayrama bir tıraş olan
Berbere gelir de dükkân beğenmez .
Kazak Abdal
DRAMATİK ŞİİR'E ÖRNEK
Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tahran, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Turan Oflazoğlu edebiyatımızdan dramatik şiire örnek gösterilebilir.
Halketsem esirlerle leşker,
Mahveylesem ordularla asker,
Olsa bana hep mülûk çâker;
Cinsince o iktidar münker,
Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!
Âvâze-i dehr iken tanînim,
Gördüm ana değmiyor enînim;
Milletlere karşı âhenînim;
Bir âfete karşı nazenînim.
Afetse de ey ilâh göster!
Bilmem bana ân mı, şân mı lâzım?
Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım?
Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım?
Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım?
Canan mı güzel, cihan mı hoş-ter?
Abdülhak Hamit TARHAN