“De”, “da” ile biten cümleleri hiç sevmedim, o cümlelerin sonunda mutlaka bir şa...rt vardır bilirim.
Oysa yoktu filmlerde cümlelerin sonunda “de”,” da” ya da “ama” kayıtsız teslimiyet başroldeydi aşkın telaffuz edildiği anlarda!
Zengin kız sevebiliyordu delikanlıyı parasız olsa da ve delikanlı fakir aşkı uğruna arabasının anahtarını bırakıp koşabiliyordu babasına rağmen sevdiği kızın yanına!
Mutlaka bütün bunlar filmdi ama; “Leyla çokta güzel değilmiş” dedikleri zaman “bide benim gözümle görseniz” diyen Mecnunda insandı oysa!
Kitaplar, şiirler, yazılar aşkın yüceliğini anlatan binlerce yıllık satırlar; hala Kerem’in sevince kelimeleri terk edip konuşmayışı gibi aşkı anlatamadılar!
Kayıtsız şartsız seviyorumlar yok oldular, seviyorumun sonuna bir de “de” “da” koydular.
Sevmek bile şarta bağlandı, herkes sevgilisinin bir gün arkasına bile bakmadan gidebileceğinin artık farkındaydı!
Kullan at yaşanan aşklar revaçta, eskilerin “yâr”in gözüne bakarken utanması “geri kafalılık” yaftasında, o kadar medeniyiz ki; hiç tanımadığımız biriyle sevişebiliyoruz hayvani duyguların tutkusuyla.
Düşünmüyor değil insan! Kediler damda, köpekler sokak ortasında çiftleşiyorlar, onlar da mı medeni acaba?
Bizden daha medeni oldukları kesin, ben hiç görmedim yeni doğan yavrusunu çöpe atan kediyi ya da herhangi köpeği.
Artık kitaplar arasında kurutulan çiçekler kalmadı, eğer bulunabilseydi kenarı yakılmış mektuplar müzelere konulacaktı,.
Aslında sorun “de, da” ilen bitip “ama” ile başlayan şartlı cümlelerde başlıyor da; kimse farkına varmıyor.
Ne kadar çok “de”,”da” ya da “ama” varsa cümlelerin sonunda hayat o kadar çok şartla yaşanıyor.
Ve kayıtsız teslimiyetten o kadar çok uzak duruluyor.