Ne çabuk geçiyor zaman...
Suskun bir düş gibi eski yıllar...
Yoksul ve isimsiz çukulataların tadında kaldı çocukluğum,
Dişlerimin arasında biraz kum sanki,
damağımda bol şeker tadı...
Arap sakızı ilişirken gözüme,
Masalımda, yardım çağıran bir prenses,
yapışıvermiş, ters çevrilmiş bir fincanın köşesine
Annem-söndür ışıkları diyor!
Yaşamak,
çocukluğumun ülkesinde biraz tasarrufa düşüyor,
Ve babam geliyor, İşte o an
Yamaçlarına tutunmaktan çekindiğim
İçeri bir dağ giriyor...
Ben kendimim...
Anam kendi, babam kendi, abim ve ablalarım,
Biraz karıncalı ve bir o kadar siyah beyaz televizyonda,
Benim gibi mutlu, benim gibi mutsuz
Heidi'yle Safinaz'ım!..
- Birazdan ajans başlayacak, izleyelim mi baba!
- Boşver diyor babam,
- Boşver darbeler var! dışarıda
Annem yazıklanıyor...
"Ne olacak bu memleketin hali bey" sözü
Daha tüm memlekette yeni yeni dilleniyor
Ya içeride...
Kız, erkek...
Ağzı süt kokan ülkeyi kurtarmaya çalışıyor
Daha süt dişi çıkmamış ülkü ve devrim çocukları,
Durmadan duvarlara bir şeyler karalıyor
Sofra altı seriliyor, eski bir Kars halısı üstüne,
Üzerine bir kasnak, üzerine bir sini,
Ve sonra anamın elleriyle pişmiş
Yoksul kuru fasulye tenceresi,
paylaşıp, mis kokulu bir çarşı ekmeğini,
yiyoruz zenginden zengin kuru yemeğimizi...
çocukken, karın doyurmak ne güzeldi,
ne güzeldi çocukken leblebi tozu, horoz ve elma şekeri,
üşümek; bir yanım ısınırken soba başında,
tek lüksümüz olanlarda lüks lamba ve
biz de gaz lambasıydı...
parmaklarımın gücüyle tavşan kulağı duvarda
sonra tuvalete gitmek o karanlıkta
hemde ne korkuyla,
yine de ne güzeldi...
Ve vakit, nedense o zaman, daha yavaş geçerdi!..
Dedem vardı o zaman anneannem mesela,
kaydı çocukluğumuzun parlayan yıldızları
Silik bir hatıra şimdi bir çivinin ucunda
Duvardaki çifteyle dedemin fotoğrafı...